RMS TİTANİC


RMS Titanic
, White Star Line şirketinin sahibi olduğu Olympic sınıfı bir yolcu gemisidir.Harland and Wolff (Belfast,İrlanda) tersanelerinde üretilmiştir.14 Nisan 1912 gecesi daha ilk seferinde bir buz dağına çarpmış ve yaklaşık iki saat kırk dakika içinde Kuzey Atlantik'in buzlu sularına gömülmüştür. 1912'de yapımı tamamlandığında dünyadaki en büyük buharlı yolcu gemisiydi.

Batışı 1.517 kişinin ölümüyle sonuçlandı ve dünya savaşları dışındaki en büyük deniz felaketlerinden biri olarak tarihe geçti. Titanic 'in batışı ile birlikte meydana gelen büyük kayıp'ın oranı birçok nedene bağlanmaktaydı ve zaman geçtikçe oturan şey ise Titanic 'in herkes için yeteri kadar filika taşımamasıydı.Titanic 'in tam kapasitesi 3,547 kişi olmasına rağmen gemi'nin sahip olduğu toplam flika sayısı 1,178 kişilikti. Aynı zamanda bayanlara ve çocuklara öncelik tanındıgı için toplamda ölen erkek sayısıda çok orantısızdı.

Titanic zamanında mevcut olan en ileri teknolojileri kullanmıştı. Birçok insan tarafından "batmaz" gemi olarak inanılıyordu, bu inanış batmadan önce bu şekilde tanımlanmış ve lanse edilmişti.Bu derece ileri teknoloji ve eğitimli mürettebata rağmen batışı birçoğu için şoktu.Medya ise Titanic 'in ünlü kurbanları ve batış ile ilgili efsaneleri sürekli gündeme getiriyor ve ateş'e benzin döküyordu.Bu tartışmaların sonucu denizcilik kanunun degişmesine neden oldu.Amerikan donanmasından emekli Robert Ballard 'ın gemi enkazını 1985'de bulması Titanic'in ününe olan ilgiyi ve bu ilginin günümüze kadar devam etmesini sağladı.


 

Titanic White Star Line'ın bir transatlantik gemisiydi, Harland and Wolff tersanelerinde(Belfast, Kuzey İrlanda) üretilmiş ve rakip firma olan Cunard Line'ın RMS Lusitania ve RMS Mauretania gemileriyle rekabet edebilmesi için tasarlanmıştır. Titanic 'in yanısıra Olympic Sınıfı kardeşleride üretilmiştir. Bunlar: ilk üretilmiş olan RMS Olympic, daha sonra üretilicek olan RMS Britannic (diğer adı Gigantic). Gemi'lerin tasarımcıları hem Harland and Wolff ve White Star'da yönetici olan William Pirrie ve inşa yöneticisi ve dizayn bölümünün başı olan Alexander Carlisle ve gemi inşaatı mühendisi Thomas Andrewsdir.

RMS Titanic'in üretimine 31 Mart 1909'da başlandı. Yapımında 26 ay boyunca 11.300 kişi çalışmıştır. IMMC'nin sahibi Amerikalı John Pierpont Morgan tarafından finanse ediliyordu. Geminin gövdesi 31 Mayıs 1911'da suya indirildi ve tamamen bitirilmesi için bir yıl daha harcandı. 31 Mart'ta gemi yüzer hale getirilmişti.

Titanic 259 m uzunluğuna, 28.2 m genişliğe, 66,000 gros ton ağırlığa sahipti. Geminin 3 pervanesine güç sağlayan iki zamanlı dört silindir, üç aşamalı, buharlı itici motorlar ve düşük basınçlı tribünler bulunmaktaydı. Bu motorlara 159 kömür fırını tarafından ateşlenen 29 kazan enerji veriyordu ve buda geminin yaklaşık olarak 43 km/s maksimum hıza ulaşmasını mümkün kılıyordu. Gemideki dört bacadan sadece üçü işlevseldi, dörtdüncü baca sadece geminin daha çarpıcı gözükmesi için eklenmişti.Gemi toplam'da 3,547 yolcu ve mürettabat taşıyabiliyordu. Aynı zamanda posta'da taşımaktadıydı. Baş harfinin ilk kısmındaki ön ekte bu ifade bulunmaktadır. RMS (Royal Mail Steamer).

Gemi'nin bulunduğu zamanda, Titanic lüks, zenginlik ve ihtişam konusunda tüm rakiplerinin üzerindeydi. Gemi'de standart olarak ana güvertede yüzme havuzu, spor salonu, Türk hamamı, hem birinci sınıf hem de ikinci sınıfta kütüphane, tenis kortu sunulmaktaydı.[1]. Birinci sınıf ortak odaları çok özel ağaç işlemeciliği, pahalı mobilyalar ve diğer dekorasyonlar ile süslenmişti.[2] Buna ilave olarak 'Café Parisien' birinci sınıf yolculara çardak biçiminde dekorasyon ile süslenmiş güneşli veranda altında mutfak hizmeti vermekteydi.

Gemi bulunduğu zamana göre gelişmiş teknolojik özellikler ile donatılmıştı. Geminin ileri teknolojisinde kullanılan malzemeleri Osmanlı İmparatorluğundan sağlanmıştı.[kaynak belirtilmeli] Buhar jeneratörleri tarafından desteklenen geniş bir elektrik altyapısı vardı, elektrik kabloları aynı zamanda elektrik lambalarını besliyordu. Gemi aynı zamanda iki Marconi radyo sistemi ilede gurur duymaktaydı. Vardiye halinde çalışan operatörler tarafından çalıştırılan 1500 watt'lik sistem sabit bir iletişim ve birçok yolcu mesajlarinin aynı anda transferine olanak sağlamaktaydı..



Titanic ’in dizayn aşamasında Carlisle Titanic ’in filikaları için kullanılacak matafora'ların daha yeni ve geniş bir modelini önermişti. Bu sayede Titanic 48 filika taşıyabilecekti ve geminin tamamına olmasa bile güverte üzerindeki herkese yetecek kadar filika sağlanmış olacaktı. White Star Line, daha geniş vinci kabul etmesine rağmen ancak geminin % 52’sini taşımasına kadar imkân verecek 16 ahşap filika ve buna ilaveten 4 adet daha taşınabilir filika konulmasına karar verdi.(Yasalara göre bu rakam bu tonajdaki bir gemi için minimum olması gereken rakamdı.) Ticaret kurulunun o zamanlardaki yönetmeliği, 10,000 ton’un üzerindeki gemilerin en az 155.724 m3 genişliğinde 16 filika taşımasını zorunlu kılıyordu. Yani, yasal olarak gereken filika sayısından daha fazlasını taşımaktaydı. 1894’de değerlendirilebilinen en büyük gemi sadece 13.000 ton’du, yönetmelik 1894’den beri değişmediği için büyük ve geniş gemiler için fazladan bir zorunluk yoktu. Carlisle, White Star Line yöneticilerinden J.Bruce Ismay ile konuyu resmi olarak tartıştığını söylemiştir. Bruce Ismay ise bunu reddetmiş, böyle bir görüşmeyi ne duyduğunu nede böyle bir uyarının kendisine gelmediğini ifade etmiştir.

Titanic eski kardeşi RMS Olympic 'e çok benzemekteydi. Daha fazla yere ve kayıtlı tonajı daha fazla olmasına rağmen, omurgası Olympic ile neredeyse aynı idi. Bununla birlikte bazı farklılıklarda vardı. En belirgin iki tanesinden birisi bot güvertesi altındaki, ileri gezinti için kullanılan A güvertesinin yarısı dışarıdaki hava ile ilişkilendirilmişti. B güvertesi konfigurasyonuda Olympic den farklı idi.Olympic inşaa edildiğinde Titanic in sahip olduğu benzer bir Cafe Parisien yoktu. Bu özellik 1913'e kadar eklenmedi.Olympic 'de bulunan bazı kusurlarda Titanic 'de düzeltildi. Örneğin geminin arka kısmındaki ses çıkartan birleşme yeri Titanic 'de düzeltildi. Titanic 'deki A güvertesindeki doğal yan ışıklandırmalar daire biçimindeydi , Olympic 'de ise oval idi.Titanic 'in kaptan köşkü daha dar ve uzun yapılmıştı. Bu ve diğer değişiklikler ile kayıtlı fazladan 1,004 gross ton ağırlığı ile Olympic 'den daha genişti, ilk yolculuğunu yapacağı 1912'de en büyük gemiydi.

Edward John Smith Hanley 'de Edward Smith ve Catherina Hancock'in çocugu olarak dünyaya geldi.13 yaşına kadar Etruria İngiliz okuluna devam etti ve ardından Liverpool'da denizcilik kariyerine başladı.Daha sonra A Gibson şirketinin sahibi oldugu Senator Weber 'de ilk denizcilik kariyerine başladı,çıraklık dönemini Weber'de geçirdi. Smith ,Mart 1880'de ,White Star Line'a Celtic 'in dördüncü subayı olarak katıldı.Avustralya ve New York hatlarında uzun dönem çalıştı.1887'de Smith ilk White Star komutasını SS Republic ile devraldı. White Star Line'da 17 adet gemiye kaptanlık ettikten sonra R.M.S Titanic'e kaptan olarak atandı.Titanic'in ilk yolculugu için White Star'in en güvendigi isimlerden biriydi. Titanic'in batışı ile ilgili olarak, Kaptan Smith'in bir ihmalinin olup olmadıgı hususu günümüze kadar tartışılan bir konu haline gelmiştir.Smith'in bu olaydaki ihmaller zincirine katkısı ile ilgili çok fazla iddia mevcuttur ,Kaptan tarafında bir zaafiyet mevcut olsa bile aşagıdaki faktörlerde gözden kaçırılmamalıdır.

1.)Smith ,White Star Line'da 30 yıldır çalışmaktadır,büyük bir tecrübeye sahiptir, bu durum kendisine aşırı güven vermektedir.

2.)Titanic boyut olarak çok büyük bir gemidir,zamanına göre ciddi teknolojik üstünlüklere sahiptir ,kompartımanlar arasında su geçirmez levhalar yerleştirilmiş ve batmaz gemi olarak lanse edilmiştir.

3.)Özellikle Atlantik'de kritik mesajlar köprüye iletilememiştir.

4.)Titanic'in imal edildigi çelik metallerin çok kırılgan olduğu görüşüde birçok uzman tarafından ifade edilmiştir.

Titanic 'in çarpmasından sonra ,Kaptan Smith'in nasıl öldügüde çok netlige kavuşamamıştır.Ballard'a göre Titanic filmindede görüldügü gibi,köprüye gittigi,son emri vermek için bekledigi ve Atlantik'in buzlu sularında kayıp oldugu söylenmektedir. Başka bir iddiaya göre ise Kaptan silahinı kafasına dayamış ve tetigi çekmiştir.

Titanic ilk seferine Southampton, İngiltereden, New York City'e doğru hareket etmek için 10 Nisan 1912 tarihinde Kaptan Smith'in komutasında ilk seferine başladı. Titanic bulunduğu iskeleden ayrılır iken, bıraktığı dümen suyu yakınlara demirlemiş olan yolcu gemisi SS City Of New York'un şamandıradan epeyce uzaklara gitmesine neden oldu. Böylece Titanic 'e 1m kadar, çok yakın mesafede kaldı. Bu küçük kaza Titanic'in ayrılışını bir saat geciktirdi. Manş Denizi'ni geçtikten sonra, Titanic Fransa'dan ek yolcu almak için Cherbourg'da durdu, bir sonraki gün Queenstown(şuan Cobh olarak bilinir) İrlanda'da durdu. Queenstown'un liman imkânları bu boyuttaki bir gemiyi karşılamaya yetmediği için açıkta bir noktaya demirledi, küçük botlar ile yolcular gemiye taşındı. New York için yola tam olarak çıktığında gemide 2,240 kişi vardı.

Titanic'in ilk seferi ile birlikte, birinci sınıf'da çok önemli konuklarıda beraberinde taşıyordu. Bunlardan bazıları milyoner John Jacob Astor IV ve eşi Madeline Force Astor, sanayici Benjamin Guggenheim, Macy'nin sahibi Isidor Straus ve eşi Ida, Denver milyonerlerinden (Titanic filmindede görülen karakterlerden) Margaret "Molly" Brown, Sir Cosmo Duff Gordon ve eşi couturière Lucy (Lady Duff-Gordon), George Elkins Widener ve eşi Eleanor, Kriket oyuncusu ve iş adamı John Borland Thayer ve eşi Marian ve 17 yaşlarındaki oğulları Jack, Gazeteci William Thomas Stead, Rothes kontesi, Amerika Birleşik Devletleri Başkan yardımcılarından Archibald Butt, Yazar ve sosyetenin ünlülerinden Helen Churchill Candee, Yazar Jacques Futrelle ve eşi May ve dostları, Broadway yapımcılarından Henry ve Rene Harris ve sessiz film aktrisi Dorothy Gibson. Ayrıca Birinci sınıf'da White Star Line'ın yönetici direktörü J.Bruce Ismay ve gemi'nin yapımcısı Thomas Andrews'de seyahat ediyordu ve seyahatlerinin amacı gemi'de herhangi bir sorun olup olmadığına bakmak ve yeni geminin genel olarak performansı hakkında bilgiler toplamaktı.



14 Nisan 1912 Pazar gecesi sıcaklık düşmüş neredeyse dondurucuydu ve okyanus oldukça sakindi. Gökyüzünde ay yoktu ve açıktı.İkinci Subay Charles Lightoller daha sonraları okyanus durumu ile ilgili olarak "Deniz aynı bir cam gibiydi" şeklinde durumu ifade etmekteydi. Geçmiş birkaç gündür telsiz operatörleri tarafından alınan ve köprüye ulaşamayan buzdağı uyarılarına cevap vermesi muhtemel Kaptan Edward Smith, ise Titanic'in gidişatını normal gitmesi gereken yoldan daha güneye doğru 18 km civarında değiştirdi. Pazar günü 13:45 'de SS Amerika vapuru, Titanic'in yeni gittiği güney yolu üzerinde geniş ve büyük buzdağları olduğuna dair bir uyarı yaptı. Ancak bu uyarı USN Hydrographic (deniz haritacılığı) bölümüne gitti ve asla köprüye ulaşamadı. Buzdağı uyarıları gün boyunca alınmaya devam etti, ancak bu uyarılar yılın bu zamanları içinde oldukça normal idi. Daha sonra akşam saat 21:30'da, Mesaba gemisi tarafından Titanic'in takip ettiği yolda geniş ve büyük buzdağları olduğu ile ilgili yapılan uyarı, telsiz (Marconi)odasındaki Jack Phillips ve Harold Bride tarafından alınmasına rağmen, bir takım zaaflar nedeni ile köprüye ulaşamadı.[3]Uyarılar olmasına rağmen, seyir ile ilgili bir değiştirmeye ve yavaşlamayı gerektirecek bir neden yoktu. Titanic'de gözcü olarak üç takım çalışmakta idi, her takım iki kişiden meydana geliyordu ve bu iki kişi iki saatte bir değiştirilmekteydi. Gözcüler köprünün üst kısmında kuş yuvası olarak ifade edilen direğin üzerinde duruyor ve karşıyı sürekli olarak gözetliyorlardı. Başka geceler buzdağının daha önceden görünmesi kesin gibiydi, ancak o gece birçok faktör beraber hareket etmekteydi, ay yoktu, rüzgar yoktu, dürbün yoktu ve buzdağının karanlık yüzü gemiyi karşılıyor idi. Lightoller'inde İngiliz soruşturmasında ifade ettiği gibi " Herşey Bize Karşı İdi..


 23:39 - "Tam Önümüzde , Buzdağı"
Buz dağının görülmesi
Saat 23:39'da, Titanic, New Foundland'ın Grand Banks güneyi açıklarında seyir etmekteydi. Gözcüler Frederick Fleet ve Reginald Lee gemi'nin ön tarafında tam olarak seçilemeyen büyük bir buzdağı farkettiler. Fleet geminin çan'ını üç kez çaldı ve köprüye telefon etti. Telefona Altıncı subay James Paul Moody cevap verdi. Fleet "Orda biri varmı?" diye bağırdı. Moody "Evet ne gördün?" diye cevap verdi. Fleet "Tam önümüzde buz dağı var!" şeklinde bağırdı. Moody kıdemli ve o anda köprüde sorumlu Birinci subay William Mcmaster Murdoch'u uyarmadan önce "Teşekkür ederim" şeklinde cevap verdi ve telefonu kapattı.




murdoch'ın emirleri

Kaptan Smith'in durumunda olduğu gibi, Birinci subay Murdoch'in çarpışma sırasında vermiş olduğu emirler ile ilgilide çok fazla iddia ortaya çıkmıştır. Genel olarak kabul görülen, Murdoch'ın "Tam Sancak Tarafı" (Gemi'nin dümenini bir yöne çevirmek için kullanılır.) şeklinde emir vermiş olduğudur. Bu sayede gemi dönecek ve muhtemel bir çarpmadan kurtulacaktı. Kaza sırasında köprüye giren ve birbirlerini gören Dördüncü Subay Joseph Boxhall tarafından, Murdoch'a geminin makina dairesine bağlı telegrafı "Tam tornistan" 'a getirmesi rapor edildi. Boxhall’ın bu ifadesini makina dairesi yağcısı Frederick Scott yalanlanmıştır. Ona göre motor odası telegrafı önce "Dur" işaretini göstermekteydi. Ayrıca Kazan dairesinin çavuşlarından Frederick Barret ise kazan'daki ateş göstergelerinin önce tam da olduğunu daha sonra dur'a gittiğini ifade etmiştir. Tam o esnada veya daha önce Murdoch iskele tarafına tam bir dönüş emri vermiş olabilirdi. (Serdümen subayı Alfred Olliver çarpışma esnasında köprüye doğru giderken bu emri duydugunu ifade etmiştir.)Burada denenmeye çalışılan ve sağa doğru kalma manevrası olarak bilinen bu hareket, dümen yekesini tamamen sola taşımak bu sayede geminin sağa dönmesini sağlamak ve kalan arka kısmı buzdağından uzak tutmaktı. Yapılan bu manevra gemi'nin arka tarafının buzdağına asla çarpmayacağı konusunda ifade veren diğer mürettabat üyeleri tarafındanda desteklenmiştir. Çarpışma esnasında dümende olan dördüncü subay Robert Hichens ve köprüde olup olmadığı tam belli olmayan dördüncü subay Boxhall, her ikiside Murdoch'in Hichens'e verdiği son emrinin "Tam sancak tarafı!" olduğunu ifade etmişlerdir...


ÇARPISMA

Fleet'in buzdağını gördükten sonra, gemi'nin ölümcül çarpışmasını 37 saniyede yaptığı tahmin edilmektedir. Gemi'nin sancak (sağ) tarafı buzdağı tarafından yırtılmıştır, omurgadaki birçok noktada bükülmeler olmuş, suyun altında kalan perçinler atmış ve bu sayede beş kompartıman suya doğru açılmış (İleri seviye tank,üç ileri ambar ve kazan dairesi 6)ve denizin altında kalmıştır. Çarpmanın tüm etkisi ortalama 10 saniyede tamamlanmıştır. Altıncı kompartımındaki (kazan dairesi) pompalar suyu geldiği hızla geri pompalayabiliyordu. İlk beş kompartıman aşagı yukarı 1.1 m2 civarındaki alandaki küçük oyuklar ile delik deşik olmuştu. Öndeki kompartımanlar doldukça, kompartımanlar arasındaki su geçirmez bölmeler kapatıldı. Titanic su yüzünde dört kompartımanın dolması ile ayakta durabilirdi. Ancak gemi beşinci kompartımanlarınada su alıyordu. Kaptan Smith köprüye varır varmaz, çarpmanın etkisi ile birlikte ekibine herşeyin durdurulması emrini etmişti. Çarpmadan sonraki ilk on dakikada bütün kompartımanlar 4.3m civarında, Atlantik'in buzlu suları ile doldu. Geminin birinci derecedeki subaylarının incelemesini takiben, gemi doğramacısı ve tamircilerinden J.Hutchinson ve Thomas Andrews iki güvertedeki posta odalarınıda içine kapsayan detaylı bir inceleme yaptılar, bu inceleme sonucunda görünen oyduki Titanic batacaktı. Saat gece yarısını vurmadan önce öndeki üçüncü sınıf kısmı suyla dolmaya başlamıştı.Çarpışmadan 25 dakika sonra Saat 00:05'de Kaptan Smith bütün cankurtaran flikalarının örtülerinin açılmasını emir etti; beş dakika sonra saat 00:10'da yerlerinden çıkartılmasını ve saat 00:25'de flikaların kadınlar ve çocuklar ile doldurulmasını ve aşağıya indirilmesini emir etti. Saat 00:50'de dördüncü subay Joseph Boxhall ilk beyaz yardım fişeğini ateşledi.

Charles Lightoller ölümünden önce bir mülakat vermiş ve ilk flika indirilmeden önce Kaptan Smith ile olan karşılaşmasını açıklamıştır. İfadesinde "Flikaların örtüleri kaldırılmış, temizlenmişdi. Akabinde flikalar bot güvertesi seviyesine indirilmiş ve menteşelerinden çıkarılmaya hazırdı, tam bu o anda Kaptan Smith ile karşılaştım ve ellerimi onun kulaklarının arkasına koyarak ve yüksek sesle sordum, "Efendim flikalara ilk önce kadın ve çocuklarımı almayalıyım" bu soruma, Kaptan olumlu anlamda kafa salladı ve bunun üzerine ilk flikayı doldurmaya başladım.

İlk 65 kişi kapasiteye sahip yedi numaralı flika saat 00:27'de sancak tarafından üstünde sadece 28 kişi ile birlikte indirildi. Titanic yolcuları ve mürettabatı ile birlikte 2,228 kişi olmasına rağmen, toplam kapasitesi 1,178 olan 20 flika taşımaktaydı. Numaralar ile isimlendirilmiş onaltı flika mataforalardaydı(vinç), yandan çadır bezli, harf ile isimlendirilmiş ve taşınabilir dört adet flika ise subay yatakhanesinin çatısına yerleştirilmişlerdi. Flikalar için toplamda yetecek alan gemideki yolcuların ve mürettabatın yarısından biraz daha az idi. Yukarıdada ifade edildiği gibi o zamanlar gereken bot sayısı insan sayısı yerine geminin gros ton ağırlığına göre karar veriliyordu. Birinci ve ikinci sınıf yolcularının flikalara erişimi bot güvertesine çıkan merdivenler ile daha kolaydı, fakat üçüncü sınıf yolcuları için bu daha zordu. Alt kısımlarda kalan birçok koridor yüzünden flikalara giden yolu bulmak çok zordu. Ayrıca üçüncü sınıfı geminin diğer alanlarından ayıran ve geminin arka kısmından ikinci kısma geçişi sağlayan kapılar kilitliydi. Birinci ve ikinci sınıfın kadın ve çocuklarının birçogu batış esnasında kurtarıldı, üçüncü sınıfın kadın ve çocuklarında ise durum daha vahimdir, kayıp edilen rakam kurtarılandan daha fazladır. Bununla birlikte kilitli kapılar bot güvertesi ve F-G güverteleri arasındaki iletişimede engel olmuştu. Flikalar bot güvertesinde bekleyen kadın ve çocuklar ile birlikte indirilmeli ve sonrasında ise F-G güvertelerinde bekleyen kadın ve çocukları iskelelerden(aralıklardan) almalıydı. Maalesef botlar basitçe ve hiç durdurulmadan suya indirildi. Bununla birlikte üçüncü sınıfında kurtarılma esnasında ayrılması ile birlikte, birinci ve ikinci sınıfta seyahat eden çocuklardan birisi ve üçüncü sınıfta seyahat eden 76 çocuktan 53'ü hayatını kaybetti.

Felaketin geri dönülemez noktası gece saat 01:15'de gelmişti, o anda gemi'nin ön tarafında bulunan çapa boşlukları suyun altında kalmıştı. Bu noktadan önce, okyanus suyunun girebileceği tek yer buzdağı tarafından oluşturulan yarıklardı. Deniz suyu geminin çapa boşlukları üzerinden sürekli güç kazanıyordu ve bu güç geminin batma hızını dramatik olarak artırıyordu. Saat 01:10'dan beş dakika önce, toplam kapasitesi 65 olan "flika 8" iskele tarafından 28 kişi ile ayrıldı. Aşağı yukarı 10 dakika sonra 9 numaralı flika 56 kişi ile birlikte gemiyi terk etti.

Titanic'in Batışı Radio açıklamalarına istinaden Henry Reuterdahl tarafından çizilmiştir

Bot güvertesi zaman geçtikçe daha fazla kaotik hale geliyordu. Saat 01:25'de 11 numaralı flika 70 kişilik yolcu ve mürettabatı ile birlikte sancak tarafından indirildi. Ancak flika'nın indirildiği yer suyu gemi'den dışarıya atmaya çalışan boşaltım pompalarından birine çok yakındı ve bundan dolayı flika denize ulaştığından nerdeyse batıyordu.

Tayfalar flikalar denize inmesine saniyeler kala gemi'den bir an önce uzaklaşabilmek için kürekleri çekmeye başlıyordu.On dakika sonra Flika 13 ve 15 tam kapasitesinde indirildi. Boşaltma borusundan atılan su, hızla indirilen 15 numaralı flikanın altında duran 13 numaralı flika'nın arkasından ittirdi. Tayfalar suya indirilen 13 numarali flikanın iplerini çılgınca kesiyorlar ve yönünü değiştirebilmek için manevra yapıyorlardı. Tam bu esnada flika 14 beşinci subay Harold Lowe'in yöneteminde iskele tarafında alçalmaya başladı. Flika alçalmasını devam ettirirken, Lowe flikaya yan taraflardan binmeye çalışanları korkutmak için, flikada bulunanlarında baskısı ile silahını ateşledi. Saat 01:35'de Flika 15 ve 16 gemiyi terketti, ikinci sınıfın bot güvertesindeki bütün flikalar gitmişti. Gemide sadece birinci sınıfta olmak üzere toplamda kapasitesi 293 olan altı flika kalmıştı, tahminen gemide kalan sayısı ise 1800 olacaktı. Flika 2 ve 4 gemiden son ayrılacak flikalardı. Flika 2 saat 01:45 civarlarında ayrıldı, hemen onu çok yakın olarak on dakika sonra flika 4 takip etti.Bu fliakalar batacak olan gemiye en yakın olanlardı. Flika 4 gemiden dondurucu okyanusa düşmüş olan insanların bir kısmını aldı.

Titanic'in rapor ettigi pozisyon
41° 46′ 0″ N, 50° 14′ 0″ W
Enkazın bulundugu koordinat
41° 44′ 0″ N, 49° 57′ 0″ W.

Saat 01:45 'de gemin'nin üst güvertesi ve ileri güverte su altındaydı ve ileri A güvertesi gezinti noktası ortalama yüzeyin 3m üstündeydi.

Telsiz operatörleri Jack Philipse ve Harold Syndney Bride tehlike sinyali göndermek ile meşgul idi, mesaj CQD-MGY idi, bunun anlamı batıyorum acil yardıma ihtiyacım var şeklinde idi. Bu çağrıya birçok gemiden cevap geldi, bu gemiler Mount Temple, Frankfurt, ve Titanic'in kardeş gemisi, Olympic idi, ama hiçbiri yetişmek için yeteri kadar yakın değildi. Olympic ortalama 930 km uzaklıktaydı. En yakın cevap veren gemi Cunard Line'dan RMS Carpathia idi, aşağı yukarı 107 km uzaklıktaydı ve ortalama geliş süresi 4 saatti, ancak Titanic için çok geçti. Titanic'in acil yardım çağrısını karadan iki nokta aldı. Bir tanesi Cape Race'deki radyo istasyonu diğeri ise New York'da Wanamaker mağazasının tepesinde bulunan Marconi telgraf istasyonu idi. Acil yardım çağrısından kısa bir süre sonra, bu çağrı gemiden gemiye, Halifax'dan New York'a oradan tüm ülkeye yayılmaya başladı. New York'da insanlar White Star Line'in önünü doldurmaya başladı.

13 Numaralı flika 15'in yolundan suya indiriliyor.

Titanic Orkestrası [değiştir]
Titanic Orkestrasının Üyeleri.

Titanic'in batışı esnasındaki etkileyici ve ünlü hikayelerden biriside Titanic orkestrasıdır.Wallace Hartley tarafından yönetilen sekiz üyeli orkestra ,yolcuları sakinleştirmek ve daha iyimser tutabilmek için birinci sınıfta toplanmıştı.Orkestra daha sonra ileri bot güvertesine geçti ve gemi tamamen batar iken bile çalmaya devam etti.Batış'dan sonra tüm orkestra üyeleri hayatlarını kayb etmiştir. Orkestranın son çaldıgı şarkının ne oldugu hususunda çok fazla spekülasyon ortaya çıkmıştır. Kanadalı bayan Vera Dick orkestra tarafından çalınan son şarkının "Nearer ,My God ,To Thee" oldugunu iddia etmiştir ,ancak Walter Lord'un "A Night to Remember" kitabında yazdıgına göre ise ,Harold Bride gemi batmadan önce çalan şarkının "Autumn" veya "Songe d'Automne," oldugunu iddia etmiştir. Bride aynı zamanda batma esnasında orkestraya en yakın kişi oldugunuda iddia etmiştir ,güvenilir bir takım kaynaklara göre bayan Dick batış'dan bir 1 saat 20 dk önce gemiden flika ile ayrılmıştır,bu nedenle son şarkıyı duyması çok mümkün degildir.



Mount Temple'in Kurtarma Denemesi [değiştir]

Mount Temple ilk acil yardım cağrısını Titanic'e 79 km uzaklıkta iken saat 00:30'da aldı. Kaptan Moore gemi'nin yönünü hemen çevirip 11.5 knot azami hızla yola çıktı. Saat 04:30 civarlarında Titanic tarafından verilen koordinata ulaştığında ortada herhangi bir gemi veya benzeri birşey bulamadı. Sonradan ortaya çıkan gerçek ise Titanic'in vermiş olduğu pozisyon gerçek yerinden 12 km uzaklıktaydı. Eğer Titanic o anda doğru koordinatları vermiş olsa idi, Mount Temple muhtemelen RMS Carpathia'dan daha önce varacaktı...

Yakınlarda Duran,Cevap Vermeyen Ve Bilinmeyen Gemiler [değiştir]

New York Herald'in Titanic felaketi ile ilgili ön sayfası

Titanic köprüsünden, sancak tarafında bulunan bir gemi'nin ışıkları görünebiliyordu,gemi'nin Titanic'e olan ortalama uzaklıgı 16-24 km civarındaydı.Bu gemi ne radyo iletişimine ,nede her 15 dakikada bir fırlatılan roketlere cevap veriyordu.Bunun üzerine Boxhall ve levazım subayı George Rowe Titanic'deki lambalar ile karşı gemiye mors kodları göndermeye başladı ,ancak bu denemede sonuçsuz kaldı. Bu gemi ile ilgili yapılan soruşturmalarda S.S Mount Temple kaptanı Moore ve S.S Carpathia'nın kaptanı Rostron bagımsız olarak ayrı ayrı verdikleri ifadelerde gece karanlıgında bu vapurun ışıklarını gördüklerini ifade etmişlerdir.Ancak her iki kaptanında aynı geminin ışıklarını gördüklerine dair ortada bir kesinlikde bulunamamıştır.Buna ilaveten hem Rostron hemde Moore ek kanıt olarak gün agardıgında (15 Nisan 1912) iki diregi ve tek bacası olan bir vapuruda gördüklerini ifadelerinde belirtmişlerdir.Bu anılan gemi'nin çok sık olarak adı geçen ve mürettabatı soruşturmaya ugrayan S.S Californian olup olmadıgı çok tartışma konusu olmuştur. (S.S. Californian dört tane direge sahipti.) Çarpışma gecesi ,SS Californian buzdan dolayı ve gece oldugu için duruş yapmıştı ancak Titanic'e oldukça yakındı,vapurun telsiz sistemi, operator gece uyumaya gittiginden dolayı kapatılmıştı.Titanic'in telsiz sistemi (Marconi) daha önceki günlerde bir hasar görmüş ,Philips ve Bride bunu düzeltebilmek için tüm gün boyunca ugraşmışlardı.Bunun sonucu olarak geride gönderilmeyi bekleyen çok fazla sayıda mesaj birikmişti.Philips en yakındaki Halifax istasyonundan güçlü bir sinyal alınca mesajları göndermeye başlamıştı.Californian telsiz operatörü Cyril evans saat 23:00 'da yataga gitmeden önce Titanic'i yollarının üzerinde büyük buzdagları oldugu konusunda uyarmaya çalıştı ,fakat Cyril ,Jack Philips tarafından sürekli kesildi ve geri cevap olarak " Çeneni kapat ,şu anda çok meşgulum ve çalışıyorum " cevabını aldı.

SS Californian vapuru.

Felaket ile ilgili yapılan her iki soruşturmadada SS Californian ve kaptanı Stanley Lord yeterli yardımı yapmadıgı için hatalı bulunmuştur. Saat 22:10'da Californian, güneyden gelen bir gemi'nin ışıklarını farketmişti.Kaptan Lord ve üçüncü subay C.V Groves bunun bir yolcu gemisi oldugu konusunda mutabık olmuşlardır.Yukarıdada ifade edildigi gibi durmuş olan Californian, gelen gemiyi buz ile ilgili uyarmaya çalışmış ,ancak Titanic'in telsiz operatörü (Jack Philips)tarafından azarlanmıştı.Saat 23:50'de Grove gemi'nin ışıklarının yanıp söndügünü farketti ,sanki gemi durmuş veya tamamen kapatılmış gibiydi.Kaptan Lord'un emri ile saat 23:30 ve 01:00 arasında mors ışık kodları gönderildi ,ancak hiçbirine geri cevap alınamadı.Daha sonra yapılan soruşturmalarda ortaya çıkan gerçek ise ,Mors lambasının maximum mesafesinin 6 km olduğudur ,bu sebebden dolayı Titanic tarafından asla görülemedi. Kaptan Lord saat 23:30'da köşküne istirahat etmek için çekilmişti ,ikinci subay Stone görev başındaydı ve saat 01:15'de Lord'u gemi'nin (Titanic) bir tane roket fırlattıgına (bunu takiben dört tane daha fırlatılmıştır.) dair uyardı.Lord bu roketlerin bir şirket sembolu olup olmadigini bilmek istedi ,bu roketler tanımlama yapmak için kullanılan ve ışık saçan roketlerdi.Stone roketlerin tamamının beyaz olup olmadıgı ile ilgili olarak hiç bir fikrinin olmadıgını ifade etti.Titanic'in göndermiş oldugu acil yardım roketleri'nin renkleri farklı idi ,o zamanlardaki denizcilik yönetmeligini eksiklerinden dolayı ,Kaptan Lord'un kafası kartıştı ve bu roketlerin acil durum roketi olup olmadıgını bilemedi.Kaptan Lord ekibine izlemeye devam etmelerini ve diger vapurlara Mors lambası ile sinyal göndermelerini emir etti ve tekrar yatagına çekildi.Saat 01:50'de üç roket daha görüldü ve Stone gemi'nin suyun içinde enterasan göründügünü not etti.Saat 02:15'de gemi'nin artık görünmedigi konusunda Kaptan Lord tekrar bilgilendirildi.Lord ışıkların herhangi bir renginin olup olmadıgını tekrar sordu ,cevaben hepsinin beyaz oldugu bilgisini aldı. Birinci subay George Stewart saat 05:30'da telsiz operatörü Cyril Evans'i uyandırdı ve gece boyunca roketlerin görüldügü konusunda onu bilgilendirdi ve bulabilecegi gemiler ile iletişim kurmasını istedi.Frankfurt gemisi Titanic telsiz operatörünün kayıp oldugu bilgisini verdi ,bu bilgi heme Lord'a aktarıldı ve Californian yardım için harekete geçti. Soruşturmalarda tesbit edilen ise Californian Titanic'e olan uzaklıgı 31 km civarındaydı.Kaptan Lord roketleri gördükten sonra telsiz operatörünü kaldırabilir ve yardım için hemen harekete geçebilirdi bu sayede yaşanan kayıplar daha az olabilirdi.

02:00 - Dondurucu Okyanus Suyu İleri Bot Güvertesine Ulaşıyor [değiştir]

Felaketin ilk anlarında yolcular sıcak odalarını bırakmak konusunda oldukça isteksiz davranmıştır ve Titanic'i daha güvenli bulmuştur.Bunun nedenleri ile ilgili yapılan araştırmalarda ortaya çıkan gerçek ise gelen felaketin boyutunun yolcular tarafından çok iyi anlaşılamamasıdır.Gemi mürettabanın felaketin ilk anlarındaki tavırlarıda bu algıya önemli miktarda katkı saglamıştır.Çarpışmanın hemen arkasından kazanın boyutları tam olarak bilinemedigi ve daha fazla araştırmaya ihtiyaç duyuldugu için yolcular arasında panik havasına neden olabilecek ifadelerden kaçınılmıştır.Titanic araştırmacıları flika'ların ilk başlarda mevcut kapasitesinin çok altında gitmesinin ana sebeblerinden birisini buna baglamaktadır ,araştırmacılar ikinci neden olarak ise,flikaların saglamlıgı konusunda kafalarda oluşan şüphelerin oldugunu ifade etmişlerdir.Flikaların tam olarak doldurulması halinde batabilecegi düşünülmüş ,hatta birçok yolcunun gemiden atlayıp flikalara binebilecegi tahmin edilmiştir. Kaptan Smith aynı zamanda flikaların yarı doldurulup gonderilmesinide istemiştir ,bu sayede flikalar hemen geri dönüp su üzerinde kalanları kurtarabilecekti.Bir numaralı flika 40 kişi taşıyabiliyordu,ancak Titanic'den 12 kişi ile birlikte ayrıldı.Çıkarılan bir dedikoduya göre Sir Cosmo ve Lady Duff Gordon iki tayfa ve beş ateşciye rüşvet verdigi kendileri ile birlikte,üç tanede arkadaşını gemiden çıkartmasını istedigi iddia edilmiştir.Ancak bu söylenti daha sonra yanlış oldugu ispatlanmıştır.White Star Line'ın yönetici direktörlerinden J.Bruce Ismay portatif flika C ile gemiden ayrılmış ,hem American hemde Ingiliz soruşturmalarında bundan dolayı eleştirilmiştir.Diger yolculardan peder Thomas Byles ve Margaret Brown flikaların içindeki kadınlara ve çocuklara yardım etmişlerdir.Brown son olarak flikaya binmesi konusunda zorlanmış ve kurtulmuştur ,ancak Byles kurtulamamıştır. Zaman geçtikçe gemi'nin okyanusa dogru egimi artması ile birlikte insanlardaki endişede artmaya başlamıştı ,bazı flikalar daha fazla yolcu ile ayrılmaya başlamıştı.Flikaları doldurulur iken kadınlar ve çocuklar ilk olarak flikalara alınıyordu ,bu emir Kaptan Smith tarafından verilmişti.Ilk başta düşünülen kadınlar ve çocuklar doldurulacak ,yer kalırsa erkeklerde alınacaktı. Maalesef bazı heyecanlı subaylar erkeklerin flikalara binmesini engellemişti ,hatta erkekler için yer olmasına rağmen, silah bile kullanmaktan çekinmemişlerdir. Çok sık olarak anılan bir slogan ise birinci sınıftaki erkeklerin yaşam oranı üçüncü sınıftaki kadınlardan fazla oldugudur.Bu asla doğru degildir.Resmi kayıtlara göre kurtarılan üçüncü sınıf kadınların oranı birinci sınıf erkeklere göre sayıca çok üstündür.Ancak unutulmaması gereken bir gerçek ise üçüncü sınıf'daki kadınların yarısından fazlası donmuş,birinci ve ikinci sınıftaki kadınların neredeyse tamamı kurtarılmıştır. Saat 02:05'de dondurucu okyanus suyu köprü altındaki trabzanlara ulaşmıştı ,taşınabilir A, ve B flikalarıda dahil olmak üzere ,bütün flikalar indirilmişti.Taşınabilir D flikası ise matafora'lardan indirilen son flikaydı.tüm flikalar içinde toplamdaki boş alan sayısı 466 olarak hesaplanmaktadır.




Titanik Laneti [değiştir]

Titanik'in dedikodulara yol açan numarasının tersten okunuşu"No Pope".


Titanik'in sulara gömülmesi, hakkında ki "lanetli" söylentilerini de beraberinde geitrdi.Basın "Titanik Laneti",olayını hemen White Star Line'ın gemilerini vaftiz etmemeleriyle ilişkilendirdi.

En çok tartışılanlardan biri ise,geminin inşaa edildiği şehir olan Kuzey İrlanda'da ki Belfast'ın tarikatçı bir şehir olmasıydı.Buna işaret olarak, gemiye verilen "390904" numarasının suya yansımasında ki tersten okunuşnda "No Pope" (Papa Yok) ifadesi gösteriliyordu.Çünkü bu;aşırı protestan tarikatçıların Romalı katoliklere sadlırmak ve onları provake etmek için kullandıkları bir slogandı.

Tabii ki bu hikaye yalnızca bir şehir efsanesiydi.Aslında RMS Olympic ve Titanik'e yarda numarası olarak 400 ve 401 verilmişti.Hikayenin kaynağı büyük olasılıkla,geminin kömürlüğünde ki anti-katolik graffitiye karşı olan kömürcüler olarak tahmin ediliyor.Bu numarayı da gemide çalışmaya başladıklarında kendilerinin uydurduğu varsayılyor.

Morgan Robertson'un Kitabı Gerçek Oldu [değiştir]

Tüm zamanların en ünlü gemisi Titanik, herkes tarafından bir deniz faciası nedeniyle tanınır oysa dev yolcu gemisinin ardında inanılmaz bir gizem saklı.

Titanik’in akıl almaz öyküsünü sunarken uyarıyoruz. Bir düşünün, Titanik’i batıran gerçekten bir buz dağı mıydı?

Hiç kimse onun dünyanın en büyük kehanetlerinden birisini yaptığını bilmiyordu. Hatta kendisinin dahi haberi yoktu. Adı; Morgan Robertson´du, Amerikalıydı, 1861´de doğdu, gençken denizcilik yaptı, sonra ise bir elmas eksperi oldu ve New York´da kuyumculuk yaptı. Sonra Kipling´in bir öyküsünü okudu ve yazar olmaya karar verdi. İlk öyküsü 25 $´a satıldı, daha sonra yazdığı 10 öyküden ise 1000 $ kazandı. Yazmak ona artık kolay ve kazançlı geliyordu. 1897 yılının bir kış gecesinde 24.Caddedeki dairesinde yeni bir deniz öyküsü yazmayı planladı. Bu bir uzun öykü olacaktı.

Hayali Titan Kazası

Hayalinde dev bir yolcu gemisi vardı, asla batmayan bir gemi. Bir aşk teması üzerine kurulu olan öykünün kahramanları bu dev gemiye binip, İngiltere´den ABD´ye gidiyorlardı ve aşk hikayesi dünyanın en lüks gemisinde sürecekti. Ama öykünün hayali kahramanları beklenmedik bir sürprizle karşılaşacaklar ve bir deniz kazası batmaz denen gemiyi okyanusun dibine yollanacaktı. Robertson´un teması buydu, oturup yazmaya başladı ve öyküye iki isim verdi; "Futility"yani "Nafile" ve "Titan Kazası"... Evet, yanlış okumadınız; Titan... Şimdi beraberce Robertson´un romanından bİr bölümü; "Titan"ın batış sahnesini okuyalım.

"Gözcü haykırdı; ´buzdağı! Birinci subay, kaptana haber verdi ve derhal makine dairesine tornistan yani geri git emri verildi. Fakat dev gemi durmuyordu, hızını kesmesi için zaman lazımdı ve sisler arasında görünen buzdağı yaklaşıyordu. Aşağıdan ise orkestranın ve eğlenen insanların sesleri duyuluyordu. Sonra buzdağı gemiye ulaştı, bu arada gemi ters çalışan pervanelerin gayretiyle yan dönmüştü ama yetersizdi ve kaptanla yardımcılarının ç****iz bakışları arasında buzdağı Titan´ın sancak tarafına çarptı. Darbe hafifti hatta pek hissedilmedi, kaptan o anda ucuz atlattık diye düşünüyordu. Ama birkaç dakika sonra gemi birden yan yattı, buzdağı asıl yarayı su kesiminin altında açmıştı, yara öldürücüydü çünkü uğursuz buzdağı Titan´ın bordasını jilet gibi keserek, parçalamıştı."

Daha sonra Robertson öyküye; gemi hızla su aldığını. Alarm verildiğini, filikaların indirilerek, önce kadınlar ve çocuklar bindirildiğini, yardım çağrıları yapılırken, Avrupa´nın en ünlü ve zengin ailelerinin mensuplarnın birbirlerine ebediyen veda ederken, dev yolcu gemisi Titan’ın buzlu kutup sularına hızla gömüldüğünü anlatarak devam ediyordu.

İnanılmaz kehanet gerçekleşiyor...

Ve Robertson 1898 yılında öyküsünü küçük bir kitap olarak yayınladı. Kitap onu çok daha sonra ölümsüz yapacaktı, dünyanın en çarpıcı ve en dehşet verici kehanetini yazmıştı ama sonuç yayınladığı dönem için aynen kitabın adı gibiydi yani "Boşyere" Aradan 14 yıl geçti ve başka bir zamanda, başka bir gemi, asla batmaz denen dünyanın en lüks ve en büyük yolcu gemisi Titanik, İngiltere’nin Southampton limanından yeni dünyaya doğru denize açıldı. Sonra, 1912 yılında 14 Nisan´ı, 15 Nisan´a bağlayan gecede sisler arasından birden ortaya çıkan bir buzdağı batmaz denen Titanik’in katili olacaktı. Yukarda okuduğunuz Robertson´un romanındaki batış sahnesi aynen gerçekleşti. Sadece o kadar mı? Bakın Morgan Robertson Titanik´den 14 yıl önce yazdığı romanında daha neleri bilmişti;

Robertson´un romanındaki Titan adlı gemi Southampton limanından yola çıkıyordu ve 14 yıl sonra Titanik de aynı limandan yola çıktı.

Romandaki gemi ile, Titanik arasında sadece 4 metre fark vardı. Titan 248 metre, Titanik 252 metreydi.

İki geminin ağırlıkları da çok yakındı. Robertson romanında Titan´ı 70.000 ton ağırlığında yazmıştı; Gerçek Titanik ise 66.000 tondu.

Her iki geminin de üç pervanesi vardı ve her ikisi de 3000’er yolcu taşıyorlardı. Gerek romandaki hayali Titan´a gerekse de gerçek Titanik´e Avrupa´ nın sayılı zenginleri ve ünlü aileleri binmişlerdi.

Daha da ötesi var;

Robertson´un romanındaki dev Titan, New Foundland yakınında; Kuzey Atlantik´ de bir buzdağına çarparak battı ve işte inanılmaz ama gerçek; Talihsiz Titanik de 14 yıl sonra aynı koordinatta, aynen romandaki benzeri gibi bir buzdağına çarparak okyanusa gömüldü.

Ve her iki gemide de; yeterince cankurtan filikası yoktu; Robertson romanındaki gemide 24 filika bulunduğunu yazıyordu; Titanik´de ise 22 filika vardı ve bu yüzden can kaybı büyük oldu.

Sonra...Gerçek kazanın sonucunda 1513 yolcu boğularak öldü ve kayboldu. Aynen 14 yıl önceki romanda yazıldığı gibi... Robertson´un romanındaki Titan´da ise 1500 kişi ölüyordu. Her iki gemi de 3000 kişilikti ve Titanik´e 2224 kişi binmişti.

Aynı asla batmaz denen gemi,

Aynı yerden aynı yere yolculuk,

Aynı tarihte, aynı yerde kaza,

Aynı buzdağı ve aynı tür batış,

Aynı yolcu ve ölü sayısı,

Hatta iki gemi de batarken orkestranın ilahi çalmasına kadar...

Bir kez daha okuyun ve düşünün...

Büyük kehanet farkedilmiyor...

Morgan Robertson başarılı olamadı, kitabı satmadı, daha sonra yazdıkları da ilgi görmedi. Bunalıma girerek, bir hastanede psikolojik tedavi gördü. Sonra yeni biröykü yazdı, bir Fransız dergisinde yayınlanan bu öyküde de, denizaltılardan söz ediyor ve periskopu tarif ediyordu. Ama yine ilgi görmedi. Başarısız bir yazar olarak, Mart 1915´de bir otel odasında ayakta geçirdiği bir kalp kriziyle yaşama veda etti. Asıl inanılmaz olay burada çünkü Robertson mart 1915´de öldü. Yani gerçek Titanik´ in batışından üç yıl sonra...Ve hiç kimse Robertson´la ilgilenmedi, yine kimse farketmedi ve hiç kimse onun 14 yıl önce Titanik´i aynen nasıl anlatabildiğini merak etmedi.

Kimse onu anımsamadı, ta ki 1980´lerde inanılmaz olaylarla ilgili araştırmalar yapılıncaya kadar... Morgan Robertson;Titanik batmadan 14 yıl önce, gemiyle ve kazayla ilgili herşeyi tıpatıp aynen nasıl yazmıştı ? Raslantımıydı? O, başarısız bir yazar olarak tarihin karanlıkları arasında kayboldu, şimdi ise ruhu hatırlanmanın sevinci içinde olmalı... Kehanet sıradan bir iş değil, ve asıl gizem kendi yapısında, ne zaman ve nerede ortaya çıkacağı hiç belli olmuyor; oysa gelecekte nelerin olacağı konusunda çevremiz sayısız ipucu dolu; yeter ki görmek için çaba gösterelim. Titanik´ in gizemi burada da bitmiyor. Biri daha var;

"Denizde tehlikede olanlar için dua ediyoruz..."

Kanada, Winnipeg´de Rosedale Metodist Kilisesi´ndeyiz, Rahip Charles Morgan bir pazar sabahı erkenden kalkmış, o günkü ayin için hazırlık yapıyordu. Okunacak ilahinin numarasını karatahtaya yazdı. Tüm hazırlıklarını bitirdikten sonra, ayine kadar biraz uyumak amacıyla odasına çekildi ve derin bir uykuya daldı. Birden kendini çok canlı ve etkin bir rüyanın içinde buldu. Karanlıkların içinde, dev bir kütle vardı, dalgaların sesleri duyuluyordu, çanlar çalıyor ve Rahip Morgan´ın çok uzun yıllardır işitmediği bir ilahi duyuluyordu. Rüya o kadar etkili ve rahatsız ediciydi ki, Morgan uyandı, ilahi ve çan sesleri kulağından gitmiyordu. Saatine baktığında, fazla zaman geçmemiş olduğunu gördü, rüyanın kötü etkisinden kurtulmaya çalışarak yeniden uyumaya çalıştı ve yeniden uykuya daldı. Rüya tekrar başladı, ilahi, çan sesleri, karanlık, dalga sesleri ve devrilen dev kara kütle. Morgan bu kez, panikle uyandı ve kendini boş kiliseye attı, karatahtaya giderek o bir türlü kulaklarından gitmeyen ilahinin numarasını y

Yorum Yaz